Menu

Korkmayın ama Tedbirli Olun!

Her kadının korkulu rüyasıdır meme kanseri. Ama son yıllarda geliştirilen yeni yöntemler ve ilaçlar sayesinde, tedavide başarı oranı gittikçe artıyor. Genel cerrahi ve onkoloji uzmanı Prof. Dr. Mehmet Levhi Akın, meme kanserinde risk faktörleri, korunma yöntemleri ve tedavide son gelişmeler konusunda önemli bilgiler verdi.

Taramalar, kampanyalar ve halkın bilinçlenmesi ile artık meme kanserleri daha erken evrede yakalanıyor. Böylece tedavi şansı artıyor, hayatta kalma oranı yükseliyor. Ayrıca cerrahi yöntemler, ilaç tedavisi ve radyoterapi gibi yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ile de çok daha başarılı sonuçlar elde ediliyor. Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Levhi Akın, erken safhada yakalanırsa tedavi şansının yüzde 95’ler civarında olduğunu ama mutlaka gerekli tedbirleri almamız gerektiğini söylüyor.

Son yıllarda meme kanseri vakalarında artış mı var, bize mi öyle geliyor?
Bunu tüm dünya tartışıyor. Kısmi bir artış varmış gibi görünüyor ama hakikaten meme kanserinin sayısı mı arttı, yoksa bu konuda farkındalık mı arttı? İnsanlar memeleri ile ilgili problemlerinde hekime, sağlık kuruluşlarına müracaat ediyorlar. Çeşitli ülkelerde tarama programları uygulanmaya başlandı. Bu sayede daha çok meme kanseri tespit edilir oldu. Hastaların farkındalığı veya tarama programları sayesinde aslında rakamsal olmayan bir artış da olabilir. Meme kanserinin görünürlüğünden çok tanısının artmış olabileceğini düşünüyorum. Kadınlarda en çok görülen kanser ve yine kadınlarda kanserden ölümler arasında ikinci sırada.

Meme kanserinde başlıca risk faktörleri neler?
Risk faktörlerini ikiye ayırabiliriz. Öncelikle bizim değiştiremeyeceğimiz, elimizde olmayan faktörler var. Bir de kısmen değiştirebileceğimiz ya da tamamen engel olabileceğimiz faktörler… Değiştiremeyeceğimiz faktörlerin başında kadın olmak geliyor. Her 100 meme kanserinden 99’u kadınlarda, bir tanesi erkeklerde görülüyor. Dolayısıyla kadın olmak bir dezavantaj. Diğer faktör yaş. Yaş ilerledikçe meme kanseri görülme riski artıyor. Türkiye’de 45- 55 aralığı meme kanserinin en sık görüldüğü yaş grubu. Bunun dışında örneğin bir memenizde önceden kanser olması diğer memeniz için bir risk. Bunu değiştiremezsiniz. Kanserli bir aile bireyinizin olması, erken âdet görmeye başlamanız, geç menopoza girmeniz… Bunları değiştirme şansınız yok.
Bunların dışında çevresel faktörler, gebelik yaşı, ilk doğum yaşı, kaç defa doğum yaptığınız, düşük ya da kürtaj sayınız, emzirme süreniz… Bunların hepsi kısmen değiştirebileceğiniz faktörler… Bir de tamamen kontrol edebileceğimiz faktörler var. Kilo almamak, sağlıklı beslenmek, egzersiz yapmak, sigara içmemek, alkolü az tüketmek, doğum kontrol hapı kullanmamak, menopoza girdikten sonra hormon tedavisi almamak, D vitamini eksikliğine engel olmak, uykusuz kalmamak, stresten uzak durmak gibi…

Ünlü oyuncu Angelina Jolie, kansere yakalanma riskini azaltmak için iki memesini birden aldırdı. Siz bunu doğru buluyor musunuz?
Meme kanseri cerrahisinde son birkaç yıldır önemli sayılabilecek değişiklikler oldu. Cildi koruyarak, tüm meme dokusunu çıkartıyor ve implant dediğimiz meme protezleri koyuyoruz. Angelina Jolie’nin ömrünün herhangi bir döneminde meme kanseri olma ihtimali yüzde 80’ler 90’lar civarındaydı. Ya bu gerçekle yaşayacaksınız, sürekli kontrol yaptıracaksınız, erken saptama olursa erken dönemde tedavi ettireceksiniz; ya da Jolie’nin yaptığı gibi halk tabiriyle memelerinizi boşalttıracaksınız. Ama mukayese edildiğinde yüzde 100 olmasa da yüzde 95’lik koruma sağlayan, tercih edilebilecek bir yöntem. Tabii bu kolay bir karar değil, memeleriniz asla eskisi gibi olmuyor. Artıları ve eksileri düşünülerek hekimle birlikte kişinin kendisinin karar vermesi gereken bir konu.

Artık kadınların meme kanseri konusunda daha bilinçlendiğini söyleyebilir miyiz?
Kesinlikle. Diğer illeri bilmiyorum ama İstanbul için şunu söyleyebilirim; insanlar artık çok daha bilinçli. Artık düşük sosyo-kültürel seviyede dediğimiz insanların da meme kanseri ile ilgili farkındalıkları artmış durumda. Bu güzel bir şey.

Tedavi yöntemlerinin başarısı konusunda hangi noktadayız?
Çok yeni yöntemler var. Meme kanserinin tedavi edilebilirliği ve sağ kalım oranları arttı. İki faktör var burada. Öncelikle taramalar, kampanyalar ve halkın bilinçlenmesi ile meme kanserleri daha erken dönemde yakalanır oldu. İkincisi de gerek cerrahi yöntemler gerek ilaç veya radyoterapi gibi yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ile başarılı sonuçlar elde ediliyor. Örneğin eskiden meme kanserlerinde tüm memeyi çıkartırdık. Son 15-20 yıldır koruyucu meme cerrahisi uygulanıyor. Koruyucu cerrahi yapılamayacak veya hastanın tercih etmediği durumlar dışında mutlaka meme koruyucu cerrahi yapılıyor. Bunun dışında meme koruyucu cerrahi uygulansa da, en büyük problem koltuk altlarındaki lenf bezlerinin temizlenmesi konusunda ortaya çıkıyordu. Çünkü bir tane bile lenf bezi pozitif çıksa tüm lenf bezleri temizleniyordu ki bunun uzun vadede hastaya getirdiği risk yüzde 15 civarı bir kol ödemi oluyordu.

Lenfödem dediğimiz kolda şişme yapan, hastanın yaşam kalitesini düşüren aynı zamanda görsel olarak da çok hoş olmayan bir tablo oluşuyordu. Ama aynı koltuk altına radyoterapi verildiğinde sadece, cerrahi yapılmadan bu oranın yüzde 1 olduğu görüldü. Aynı şekilde cerrahiden sonra yüzde 10 civarında olan kronik kol ve koltuk altı ağrılarının yüzde 1’e gerilediği görüldü. Ancak radyoterapiyi tek başına yapmak yetmiyordu. Artık koltuk altında belli bir oranda lenf bezi varsa hepsini çıkartmıyoruz ve sonrasında radyoterapi yapıyoruz. Kol ödemi ve kronik ağrıları önemli ölçüde azalttık. Birinci cerrahi gelişme bu, ikincisi ise meme başının altındaki kanserlerde artık meme başını korumaya başladık.

Bir diğer gelişme de, onkoplastik cerrahi dediğimiz, memenin bir bölümünü çıkartırken memenin deforme olmaması için bazı özel plastik cerrahi yöntemler uygulamaya başladık. Örneğin memenin bir bölümünü çıkartırken memeyi de küçültüyoruz, sonra sağlam memeyi de o şekilde küçültüyoruz, hem estetik uyguluyor hem de kanseri tedavi etmiş oluyoruz. Kadınlar için moral açısından memelerinin yerinde kalması, onu koruyabilmek çok önemli. Memelerinin yerinde kalması, onu koruyabilmek, tedavi döneminde de moral açıdan çok önemli.

Bunların dışında hedefe dönük tedaviler dediğimiz, kemoterapi olarak da adlandırabileceğimiz ilaç tedavisi yöntemleri var. Meme kanseri tedavisi kadar bireyselleşmiş bir kanser türü yok. Meme kanserinin biyolojik özellikleri çok farklı olabiliyor ve bu özelliklere göre her hastaya farklı tedavi uygulanıyor. Dolayısıyla hiçbir hastanın tedavisi diğerinin aynısı olmayabiliyor. Bu hedefe dönük tedavilerle ilgili de çok güzel ilaçlar bulundu. Belki zaman içinde cerrahinin rolü biraz daha azalacak ama tedavi şansının çok daha yüksek olacağına inanıyorum. Şu anda da başarımız oldukça yüksek.

Kadınlara göğüslerini korumaları konusunda neler önerirsiniz?
Bahsetmiş olduğum önlenebilir faktörler ile işe başlayabilirler. Kilolarına, beslenmelerine dikkat edebilirler. Egzersiz yapabilirler. Alkol tüketimini kısıtlayabilirler. Tütün tamamen zararlı. Doğum kontrolünü hapla değil, diğer koruyucu yöntemlerle yapabilirler. Menopozdan sonra mümkünse hormon tedavisi almasınlar. Alınacaksa da bir meme cerrahisi uzmanı kontrolünde olmasında fayda var. D vitamini eksikliğinden, stresten, uykusuzluktan kaçınsınlar. Mümkünse 25 yaşından sonra –çevresel faktörlerin etkisiyle meme kanseri görülme yaşı da azalmaya başladı- ayda bir kez kendi kendilerine muayene öneriyoruz. 40 yaşına kadar en azından 2 yılda bir doktor muayenesi yaptırmalarını, 40 yaşından sonra da senede bir kez mamografiyi öneriyoruz.

Mamografinin zararlı olduğu konusunda da birtakım görüşler var? Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Günümüz mamografi cihazlarının verdiği radyasyon oranı bir akciğer filminin dozu kadar. Yani ABD’ye uçakla gidip geldiğiniz zaman bir mamografi kadar doz alıyorsunuz, hesaplamayı bu şekilde yapabilirsiniz. Kayda değer bir doz değil. Alınan dozun da bugüne kadar meme kanseri yaptığı görülmediği gibi o oranda düşük bir doz ile mümkün değil. Yapılan çalışmalar 50 yaş üzerinde mamografinin meme kanserinden ölümü yüzde 35’lere varan oranda düşürdüğü görülmüş ki bu çok ciddi bir oran. Şu anda mamografinin yerine konulabilecek bir yöntem yok.

Meme kanserinden korkmayın diyebilir miyiz?
Korkmayın ama tedbirli olun demek lazım. Erken safhada yakalanırsa meme kanserinin yüzde 95’ler civarında bir tedavi şansı var. O yüzden tüm kanserlerde olduğu gibi geç kalmaktan korkun diyoruz. Ben hep hastalarıma şunu söylüyorum: Bir süre yıpranacak, üzüleceksiniz ama saçlarınız sizin, tekrar çıkacak ve bunların hepsi bir anı olarak kalacak. Hastalar önceleri çok etkileniyorlar ama sonradan inanılmaz güzel uyum sağlıyorlar, adapte oluyorlar. Kadınlar gerçekten çok güçlü! Gebelik ve doğum sürecini atlatan bir bünyenin daha savaşçı olma gerçeğine kanserle mücadelede bizzat şahit oluyorum. Yardımcı tedavilerimiz, ilaçlarımız her şeyimiz iyiye gidiyor. Daha da iyiye gideceğini düşünüyorum.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık