Menu

Sağlıklı Beslenmede Son Trend: Raw Food

‘Raw food’ kilo vermeyi kolaylaştıran ve tüm dünyada giderek popülerleşen yepyeni bir sağlıklı beslenme trendi. Yiyeceklerini pişirmeden yiyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Üstelik bu beslenme biçimini seçenler hayat tarzlarını, yaşam alışkanlıklarını da yavaş yavaş değiştiriyor. Kısaca raw food, bir diyetten ziyade bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkıyor…

Dünyada gitgide daha da popüler olmaya başlayan, dünyaca ünlü yıldızlar tarafından da rağbet gören bir diyet var karşımızda: Raw Food. Türkçe’ye ‘canlı besinler’ olarak çevirebiliriz rahatlıkla. Peki nelerden oluşuyor derseniz, 40-46 derecenin üstünde herhangi bir işlem görmemiş, mümkünse organik, doğal halinde olan bitkisel besinleri içine alıyor bu diyet. Bütün sebzeler, otlar, meyveler, tahıllar, baklagiller, kuruyemişler, filizler ve deniz bitkileri bu diyetin takipçileri tarafından bol miktarda tüketiliyor. Arı ürünleri dışında bütün hayvansal, kimyasal ürünlerin, şeker, un gibi işlenmiş gıdaların bu diyette kati bir şekilde yeri yok. Çiğ gıdalar enzim, vitamin ve mineraller, yani besin değeri açısından çok zengin oldukları için, vücut tarafından tamamen sindirilir, arkalarında atık bırakmazlar. Dolayısıyla kalori hesabı yapmanızı gerektirmiyorlar. Alkali seviyeleri de çoğunlukla yüksek olduğu için, bu tip bir beslenmenin sağlığa çok ciddi yararları var, dünyada artık birçok sağlık merkezinde ve kanser tedavi merkezlerinde çiğ besin diyeti ön plana çıkartılıyor.

Özellikle kronik hastalıklarda, canlı besinlerin vücudu temizleyip dengelemede çok ciddi önemi var. Aslında çiğ beslenme, en iyi alkali diyet biçimidir, çünkü en alkali besinler yeşillikler ve sebzelerdedir. Bu vesileyle son zamanlarda çok duyduğumuz alkali kavramını da biraz açalım: pH dediğimiz potansiyel hidrojen, sıvılarda kimyasal bir ölçüm biçimidir. 0 ile 7 arası asit, 7 ile 14 arası alkalidir. İnsan vücudu da asit alkali yani pH dengesi üzerine kurulmuştur. Vücuttaki her sıvının farklı pH değerleri vardır, fakat bizi en çok ilgilendiren kanımızın pH’ıdır. Sağlıklı bir insanın kan pH’ı 7.34-7.45 pH değerinde olmalı, bunun altına düştüğü zaman hastalanırsınız ve yaşam kaliteniz ciddi anlamda düşer. Örneğin kanser hastalarında kan pH’ının 6 olduğu görülmüş. Eğer kanınızın pH değeri 1/10 oranında artarsa, yüzde 300 daha fazla oksijen taşıma kapasitesine sahip olur. Daha fazla oksijen demek, vücudun hastalık barındıramaması, optimum sağlık düzeyine ulaşması demektir.

Kızartmalar Çok Tehlikeli

Ne yazık ki, modern dünyamızda ve yaşam tarzımızda, her şey bizi daha asidik yapmaya yöneliktir. Çevresel toksinler, içtiğimiz sudaki toksinler (içtiğimiz şişe suları düşük pH oranına sahiptir), yiyecekleri pişirdiğimizde oluşan toksinler ve paketlenmiş gıdalar, hepsi asit oluşturucudur. Bunlar da ciddi sağlık problemlerine yol açar. Örneğin, kızartma yağları oksidize ederek, serbest radikalleri yaratır ve kanser oluşumuna, kalp hastalığına ve erken yaşlanmaya sebep olur. İronik olarak, kızartma yöntemi, bizi en başta serbest radikallerden koruyacak, yiyecekte doğal halinde bulunan A ve E vitaminlerinin yok olmasına sebep olur. Her türlü pişirme yöntemi besinlerdeki proteinin yüzde 50’sini yok eder, aminoasitlerin yapısı bozulur. Vitamin ve minerallerin yüzde 50-80’i kaybolur. Daha da önemlisi 45 derecenin üstünde ısı gördüklerinde enzimler tamamen yok olur.

Enzimler, vücudumuzda muazzam bir öneme sahiptir. Vücutta gerçekleşen tüm kimyasal reaksiyonların katalizörleridirler, yani bir bakıma gerçekleşmesini sağlarlar. Onlar olmadan hücre bölünmesi, bağışıklık sistemi işlevleri, enerji üretimi veya beyin aktivitesi olmaz. Hiçbir vitamin veya hormon enzimler olmadan işlevini yerine getiremez. Her canlı besin, onu tamamen parçalamaya, sindirmeye yetecek miktarda enzim içerir. Bunlar pişirildiklerinde yok olduklarından, pişmiş yemek vücudumuzdaki enzim rezervini azaltarak, karaciğer ve pankreası enzim üretmeye zorlar. Bir başka deyişle vücudumuz pişmiş yemeği sindirmek için başka yerlerden enzim çalar. Bu da vücudun gereğinden fazla çalışmasına sebep olur. Öyle ki, pankreas, aşırı yüklenmeden dolayı fazla çalışması sonucunda, gereğinden fazla büyür. Bu yüzden pankreasımızın vücut ağırlığımıza oranı diğer memelilerden iki kat büyüktür. Bu sebeplerden dolayı pişmiş yemek yedikten sonra yorgun hissetmemiz, uyku bastırması çok normaldir.

Eskiden Taze, Çiğ Besin Yiyorduk

Peki biz hep yemek pişiriyor muyduk? Cevap hayır. Biz insanlar yeryüzünde yaklaşık 400 bin yıldır varlığımızı sürdürüyoruz. Ateşi bulmadan önce, belki 10 bin yıldan bile az, insanlar doğa tarafından sağlanan en saf hallerinde taze, çiğ besin yiyorlardı. Bilim adamları ilk insanların meyve ve sebze ile beslendiğini ve tarih boyunca da anatomilerinin fazla değişmediğini kabul etmiştir. İsveçli bilim adamı Von Linne şöyle der: “İnsanların dış bedensel ve iç fizyolojik yapıları diğer hayvanlarla kıyaslandığında doğal besinlerinin meyveler ve sebzeler olduğu açıkça görülür.” Fizyoloji, anatomi ve içgüdüleri bakımından insanların meyve, sebze, kuruyemiş ve tohumlarla beslenmeye uygun olduğu bilimsel çalışmalarla açıklanmış durumdadır. Fizyologlara göre, pişmiş yemeği vücudumuzun kabullenebilmesi ve ona göre evrilmesi için daha çok bin seneler geçmesi gerekiyor.

Bugün dünyadaki varlıklara baktığımızda, sadece insanların yemeklerini pişirdiklerini görürüz. Bizden başka hiçbir canlı yemeklerini pişirmez. Daha da ileriye gidersek, bizden başka hiçbir canlı başka bir hayvanın yumurtasından, sütünden yararlanmaz. Bizim de doğaya ait canlılar olduğumuzu düşünürsek, aslında modern yaşamımızda bize sunulan çoğu şey doğamıza aykırıdır. Hatta yemek pişirmeye o kadar bağımlı hale gelmişiz ki, çiğ, canlı besinleri yeme fikri bize itici gelir! Yemekleri çoğunlukla pişirdiğimiz için de, günlük almamız gereken vitamin, mineral, aminoasit ve elzem yağları yeterli miktarda alamayız, bu yüzden de besin desteklerine bağımlı hale geliyoruz -ne kadar ironik. Orman sakini atalarımız, her gün taze meyve, sebze ve bitkilerden yaklaşık 1 g (1000 mg) C vitamini alıyorlardı, biz ise günümüzde 100 mg almak için uğraşıyoruz!

Kilo Kaybı İçin En İdeal Beslenme Biçimi

Gerçek şu ki, biz gerçek yemeğin tadını unutmuşuz. Tamamen sağlıklı olmayı, zinde olmayı, yaşam enerjisiyle dolmayı unutmuşuz. Yemeği sadece keyif için, karın doyurmak için, hızlı bir şekilde yemeyi öğrenmişiz. Canlı besinlerle beslenme tarzı, bizi özümüze döndürür. Hücrelerimiz tam anlamıyla doyar, beyin ve vücut dokularımız tam anlamıyla beslendiği için de enerji seviyemiz ciddi anlamda artar, zihnimiz açılır, hormonlarımız düzene girer ve bunun gibi daha birçok olumlu gelişme yaşarız, yaşam kalitemiz artar. Bu beslenme tarzını benimseyen insanlar; daha çok enerjiye sahip, ciltleri ve genel sağlıkları çok iyi, zihinleri daha açık, depresyon ve anksiyete gibi ruhsal problemlerden arınmış, vücutlarıyla daha bütün oldukları için, gün geçtikçe daha fazla insan ve özellikle doktorlar tarafından deneyimlenip, kabul görüyor. Canlı besinler çok daha iyi sindirildikleri ve elimine edildiklerinden, kilo kaybı için de en ideal beslenme biçimidir. Hayvansal ürün ve pişmiş yemeği çok tüketen bünyelerde bu tip bir beslenme ilk başta alışık olmadıkları için detoks etkisi yaratabilir.

Diyet Değil Bir Yaşam Biçimi

Peki sadece salata mı yiyeceğiz diyenlere cevabım hayır. Çiğ besin mutfağı, gurme şefler tarafından da rağbet gördüğü için, son zamanlarda giderek daha fazla ‘raw food’ restoranları açılmaya başlandı. Özellikle Amerika’da her eyalette ve Avrupa’da çoğu metropollerde mutlaka bulabileceğiniz bu restoranlarda, sizi çok şaşırtan şeyler deneme şansı bulabilirsiniz; örneğin pizza, lazanya ve makarna, her çiğ besin restoranının menüsünde klasikleşmiştir. Kendi yemek kültürlerini oluşturdular desek abartmış bile olmayız!

Son olarak belirtmek istediğim bir nokta da, bu tip bir beslenmeyi seçenlerin, aslında tüm hayat tarzlarını değiştirmeye başladıklarını gözlemliyoruz ki, bu bana göre çok önemli. Çiğ beslenmenin getirdiği farkındalıkla, hayatlarındaki birçok şey de değişiyor; örneğin egzersiz ve meditasyon hayatlarının bir parçası haline geliyor, diğer toksinlere karşı daha hassas oluyorlar, diş macunundan tutun parfüme kadar her türlü kimyasal madde içeren ürünlerin doğal alternatiflerini kullanmayı tercih ediyorlar. Dolayısıyla aslında buna bir diyetten ziyade hayat biçimi demek daha doğru, çünkü eninde sonunda sizi sağlıklı yaşam ve ruh-beden-zihin bütünlüğüne uzanan bir yolculuğa çıkarıyor...

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık