Menu

Her Şey Dağ ile Başladı: Tschuggen Bergoase

Doğanın ortasında bir doğa yorumu... Işıktan ağaçların ulu dağlara selam durduğu yamaca gömülü, mevsimler döndükçe aynı doğa gibi kılık değiştiren bir bina o. Doğal değil ama doğadan... Baş döndürücü sadeliğiyle modern mimarinin ikon binaları arasındaki yerini şimdiden garantilemiş bir şaheser: Tschuggen Bergoase by Botta.

Le Corbusier, Carlo Scarpa, Louis Kahn... Mimar olup da bu üçlünün öğrencisi olmak nasıl bir duygu acaba? Bunu bir mimara sorsanız, "Böyle bir şansı iyi değerlendiremeyen kişi mümkünse gidip en yakın uçurumdan aşağı atlasın" diyecektir. Günümüzde mimarlık denince akla gelen şeyi yaratmış efsane isimler... Mario Botta işte o kadar şanslı bir mimar... Allah vergisi yeteneğini cilalayıp parlatacak tüm unsurlar onu bulmuş, o da fırsatı kaçırmamış. Netice olarak, 20. yüzyılın son yarısında dünya çapında fırtına koparmış, yeteneği 21. yüzyılı da etkileyen bir mimar o... Dünyanın en tanınmış mimarlarından biri olmasına rağmen ilk spa binasını 2006'da tasarlamış. 35 milyon İsviçre frangına mal olan yapı, mevcut bir otel binasına yapılan bir ekleme aslında... İsviçre'nin Arosa kasabasında bulunuyor. Resmi adı: TSCHUGGEN BERGOASE by Botta.

Kimdir Bu Mario Botta?

Ticari bir yapının mimarının ismiyle anılması alışılmadık bir durum... En fazla binanın girişine pirinç bir tabela çakılır, "Bu bina şu tarihte şu mimar tarafından yapılmıştır" diyen. Buradaki durum basitçe, mimarın ismini bir marka değeri olarak kullanmak olarak yorumlanabilir. İşte sırf bu mantık bile mimarın önemini vurgulamak için yeterli. Madem o kadar önemli, Bay Botta'yı biraz yakından tanıyalım…

1943 yılında İsviçre’nın Mendrisio kentinde doğan Botta, kendi deyişiyle okuldan hep nefret etmiş. Bu sebeple 15 yaşındayken ortaokulu bırakıp Carloni & Camenish mimarlık bürosunda çalışmaya başlamış. Teknik ressamlıktan kalan zamanlarında tasarıma kafa yorması 16 yaşında ilk binasını tasarlamasıyla sonuçlanmış. Bu tecrübe onu mimarlığın derin sularıyla tanıştırmış ve sadece üç yıl sonra, 18 yaşında aynı ofiste çırak mimar olarak ilk projesinin başına geçmiş. Bu projenin kendisine kazandırdığı heyecanla mimarlık okumaya karar veren Botta, 1961 yılında Milano’da bir güzel sanatlar lisesine kabul edilmiş. Hiçbir zaman çok başarılı bir öğrenci olmamış ancak bu, okulu bitirdikten sonra Venedik Mimarlık Enstitüsü’nde (Instituto Universitario di Architettura-IUA) mimarlık okumasına engel olmamış. 1964-69 yılları arasında Venedik’te, daha sonra tüm tasarım anlayışına yön verecek olan Le Corbusier, Louis Kahn gibi mimarlığın yapı taşlarıyla tanışma fırsatını yakalamış. Tez hocası da olan Carlo Scarpa gibi ustalardan ders almış. Mezun olduktan hemen sonra 1970 yılında Lugano'da halen yürüttüğü kendi mimarlık bürosunu açmış. Dünyanın en tanınmış mimarlarından biri olarak çizdiği çığır açan binaların dışında hatırı sayılır bir ürün tasarımı koleksiyonu bulunan Mario Botta halen Lozan’da bulunan Ecole Polytechnic Federale’nin yanında kuzey ve güney Amerika’daki çeşitli mimarlık okullarında eğitmenlik yapıyor.

Bir mimarı bu kadar kısa bir metinle anlatmak ne mümkün... Onu anlamak için binalarına bakmak gerekli... Bakıp, anlamak... Anlamak mümkünse tabii... Dünyanın en saygın mimarlık eleştirmenleri tarafından bile yaptığı iş bir çerçeveye oturtulamıyor. İlk bakışta karışık ve anlamsız görünen; post modern klasisizmin dahi öncüsü, neorealist, köktenci modernist gibi sıfat ve tamlamalar yakıştırılan Botta, ‘derdini’ çok daha basit şekilde anlatıyor aslında: "Mimarlık yaşam alanlarımıza düzen getiren bir disiplindir." Mario Botta

Kaosu Dindiren Düzen

"Önce Kaos vardı" diye başlar Yunan mitolojisi... Alpler gibi yüksek dağlara yazılmış koskoca bir efsane, din, edebiyat... Kaosu dindirendir, yaşamak için oksijen kadar ihtiyaç duyduğumuz düzen.

"Her şey dağ ile başladı" cümlesiyle anlatıyor kendini bina... Ulu dorukları insanı ezen yanyana dizilmiş dağların çevrelediği bir yamaç burası... Bir çam ağacı cenneti... Binaya ikon değeri katan portakal dilimleri formu çam ağaçlarının formunun bir yorumu... Doğal bir formu geometrik bir şekille tanımlamak...

"Bina yapmak kutsal bir eylemdir. Doğal bir ihtiyacı, kültürel bir hizmete dönüştürme eylemi..." Mario Botta.

Aslında orada 1883'ten beri bir merkez var. Hani Türk Edebiyatı'nın vazgeçilmezi "İsviçre'deki sanatoryuma verem tedavisi için gönderildi" cümlesinin kaynağı olan yerlerden biri burası. Olmasaydı eksik kalırdık dediğimiz Füreya Koral'ı (hayır, Fikriye'ninki Münih'te) hayata döndüren su ve hava işte burada... İkinci Dünya Savaşı öncesinde bir otele dönüştürülen sanatoryum, aynı zamanda bir kayak merkezi olmasına rağmen günümüzde aynı bölgede mantar gibi türeyen yeni merkezlerle yarışamayınca imaj değişikliğine gitmiş ve kendini yetenekli Bay Botta'nın sihirli ellerine bırakmış.

Mario Botta eski binaya şeffaf bir köprüyle bağladığı binasını doğayla bütünleşecek şekilde dağın yamacına gömmüş. Binanın çatısındaki dalgalı eğim de bunu destekler nitelikte... Çatı, kışın yamacın diğer bölgeleri gibi karla, yazın ise çimenle kaplı oluyor. Toplam 5300 metrekare kapalı alana sahip, dört kata yayılan binada; iç ve dış mekan saunaları, şömineli bir rahatlama salonu, solaryumlar, dinlenme/güneşlenme terasları, büyükler için ayrı çocuklar için ayrı sıcak havuzları, fitness salonu, meditasyon odası, iki adet özel spa süiti ve 12 masaj odası bulunuyor. Doğanın kucağında, karlı tepelere bakarak iyileşmek... Tam da kitaplarda tasvir edildiği gibi...

Doğa, Cam ve Çelik

Yapının yamaca gömülen kısımlarının dışında kalan bölümü cam ve çelik... Bu coğrafyaya cam ve çelikten bina yapmak büyük cesaret ister. Gündüz yoğun şekilde güneş alan tepelerde, gece dondurucu soğuklar hakim. Bu iklim, metal gibi çalışmaya müsait bir malzeme için çok da uygun değil. Mimar burada istediği şeffaf efekti koruyabilmek için malzemenin bu eksikliğini çok iyi çalışarak, doğru genleşme/çözülme hesaplarıyla problemi aşmış. Mevsimine göre 3 cm'ye kadar büyüyen/ küçülen binada stabilite çelik strüktürün, yine çelikten bir çatıyla birbirine bağlanmasıyla mümkün olmuş. Mario Botta'nın işlerini çok iyi bilip de bu binaya bakınca "Aaa, üçgen yok mu? Nasıl olmaz?" diyenlere müjde! Çatının altında bir üçgen hazinesi yatıyor! Çatı strüktürü, yamacın eğimiyle uyum içinde olduğu için iç mekan algısı fazlasıyla dramatik... Dışardan bakıldığında ilk göze çarpan geometrik çamlar, binanın içine ışık girmesini sağlayan çatı ışıklıkları olarak çalışıyor. Mimarın ‘ışık ağaçları’ olarak tanımladığı bu yapılar, gece de LED aydınlatmayla farklı renklere bürünüyor. Bu aydınlatma, gece seanslarında iç mekana doğa üstü bir atmosfer veriyor. Bu sebeple merkez, su, hava ve doğayla şifa bulmanın yanında renk terapisi konusunda da öncü konumda...

İç dış arasındaki en önemli fark, içerden bakıldığında binanın çelik yapısının çok da fazla algılanmıyor oluşu... Sıcak su, doğa gibi anahtar kelimelerle metal ve camın zıtlığını sadece işine yarar kısımlarda, yani binanın ikonik ışıklıklarında vurgulamış Botta. İç mekana hakim olan taş duvarlar ve zemin, beyaz Arosa granitiyle kaplanmış. Çatının altı ve diğer tüm ahşap aksam Kanada akağacı...

Sonuç olarak TSCHUGGEN BERGOASE by Botta, tam da mimarın istediği gibi doğayla yarışmayan, onu taklit de etmeyen; sadeliği, malzemesi ve tasarımındaki bilgelikle doğadan farklı ama ona ait duran bir bina...

Tschuggen Bergoase by Botta'da Neler Var?

  • Merkezde estetik dermatoloji, botoks, dudak enjeksiyonu, mezoterapi, akupunktur, meyve asitleriyle peeling, selülit tedavisi, anti-aging terapisi, dermatoloji, kilo problemi konularında tıbbi destek ve genel psikoljik danışmanlık hizmetleri veriliyor.
  • Spa hizmetlerinden otel misafiri olmayanlar da randevu alarak yararlanabiliyor. Merkez; yaz sezonunda 6 Temmuz-28 Ekim, sonbahar sezonunda 23 Kasım-5 Aralık, kış ve ilkbahar sezonunda 6 Aralık-1 Nisan tarihleri arasında hizmet veriyor.
  • İsviçre'nin en ünlü kayak bölgelerinden biri olan Arosa her yıl, buzda at yarışı, kar yürüşü, kar golfü, gurme festivali gibi özel etkinliklerin yanında uluslararası kayak yarışmalarına da ev sahipliği yapıyor.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık